Takdir komisyonuna sevk ve zamanaşımı
Zeynep Peker |
|
| Â | |
|
. GiriÅŸ  Yatırım indirimi hakkı kullanımının sınırlandırılması, yabancıların bazı menkul kıymet faiz ve alım satım kazançlarında sıfır stopaj uygulaması ve çalışanların ücret gelirlerinde % 35’lik vergi dilimi uygulanmasının iptaline iliÅŸkin Anayasa Mahkemesi Kararları’nın arka arkaya yayımlandığı günlerde, gündemin yoÄŸunluÄŸu arasında; vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna baÅŸvurulması ile zamanaşımı süresinin durmasına iliÅŸkin hükmün de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiÄŸi; pek çok mükellef tarafından fark edilememiÅŸtir.  Bu kapsamda, yazımızın ilerleyen bölümlerinde genel olarak tarh zamanaşımı, zamanaşımını durduran sebepler ve bu sebeplerden birisi olan vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna baÅŸvurulmasına iliÅŸkin iptal kararı hakkındaki açıklamalara yer verilmektedir.  II. Zamanaşımı müessesesi  Zamanaşımı; vergi hukukunun en önemli müesseselerinden biri olup, hem mükellefler açısından hem de vergi alacağının temini açısından önemli hukuki sonuçlar doÄŸurmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 73. maddesinde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür” denilerek, devlete vergi alma yetkisi verilirken, zamanaşımı müessesiyle de vergi alma yetkisi sınırlandırılmış ve devletin muhtemel vergi alacaklarını takip etmesi sürecinin disipline edilmesine katkıda bulunulmuÅŸtur.  Zamanaşımı, bir alacağın doÄŸumunu takip eden ve kanunla belirtilmiÅŸ olan bir süre içerisinde alacaklının hakkını istememesi veya borçluyu dava etmemesi nedeniyle, hak isteme ve dava açma imkânının ortadan kalkması ÅŸeklinde tanımlanmaktadır. [1]  Vergi hukukunda zamanaşımı ise, Vergi Usul Kanunu’nun 113. maddesinde düzenlenmiÅŸ olup, söz konusu maddede zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkması ÅŸeklindeaçıklanmıştır.  Zamanaşımı müessesesi mükellefin herhangi bir baÅŸvurusu olmaksızın, kendiliÄŸinden hüküm ifade etmektedir. Bu husus, özellikle zamanaşımının mükellef yararına iÅŸleyen bir müessese olduÄŸunun göstergesidir. Nitekim zamanaşımı süresinin geçmesi ile vergi borcu mükellef açısından sona ermektedir.  Vergi dairesinin vergi alacağını zamanaşımı süresi içerisinde tahakkuk ettirmemesi halinde, zamanaşımı süresinin geçmesiyle artık mükellef nezdinde vergi incelemesi yapılabilmesi de mümkün deÄŸildir. Konuyla ilgili Vergi Usul Kanunu’nun 138. maddesinde incelemenin, neticesi alınmamış hesap dönemi de dahil olmak üzere, tarh zamanaşımı süresi sonuna kadar yapılabileceÄŸi hüküm altına alınarak bu husus açıkça belirtilmiÅŸtir.  III. Zamanaşımı süresi ve zamanaşımını durduran sebepler  Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinde vergi alacağının doÄŸduÄŸu takvim yılını takip eden yılın başından baÅŸlayarak beÅŸ yıl içinde tarh ve mükellefe tebliÄŸ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uÄŸrayacağı belirtilmektedir.  Bu düzenleme uyarınca, tarh zamanaşımı süresi beÅŸ yıl olarak kabul edilmiÅŸ olup, beÅŸinci yıl sonrasında vergi alacağı devlet açısından zamanaşımına uÄŸramakta ve vergi idaresinin vergiyi tarh ve tebliÄŸ etme yetkisi sona ermektedir. Ancak Kanun’da zamanaşımının bazı hallerde duracağı da belirtilmektedir.  Bu hallerden biri; mücbir sebebin varlığı olup, Vergi Usul Kanunu’nun 15. maddesinde mücbir sebeplerden birinin varlığı halinde bu sebep ortadan kalkıncaya kadar sürelerin iÅŸlemeyeceÄŸi, bu takdirde tarh zamanaşımının iÅŸlemeyen süreler kadar uzayacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 13. maddesinde; vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk; vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler; kiÅŸinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler; sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması gibi haller mücbir sebep olarak sayılmıştır. Ancak, mücbir sebebin varlığı nedeniyle zamanaşımının durması kendiliÄŸinden hüküm ifade etmemekte, mücbir sebebin malum olması ve mükellefler tarafından ispat veya tevsik edilmesi gerekmektedir.  İdare açısından deÄŸerlendirildiÄŸinde ise zamanaşımını durduran en önemli idari iÅŸlem, Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiÅŸ bulunan, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna baÅŸvurulması halidir. Buna göre, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna baÅŸvurulması zamanaşımını durdururken, takdir komisyonu kararının vergi idaresine tevdiini takip eden günden itibaren ise, duran zamanaşımı kaldığı yerden iÅŸlemeye devam etmektedir. Zamanaşımının durması bakımından, takdir komisyonu kararının vergi dairesine, zamanaşımının normal süresinin dolmasından önce veya sonra tevdi edilmesi önem taşımamakta olup, karar normal sürenin dolmasından önce bile tevdi edilse, takdir komisyonunda geçen süre, normal zamanaşımı süresine eklenmektedir. [2]  Yer verilen hükmün, mükellefler aleyhine önemli sonuçlar doÄŸurabilmesi mümkündür. Nitekim vergi dairelerinin, zamanaşımı süresinin bitmesine yakın dönemlerde bu hükümden faydalanarak mükellef hakkında matrah takdiri için yetkili takdir komisyonlarına baÅŸvurması, kendilerine herhangi bir bildirim yapılmayan mükellefler açısından maÄŸduriyete neden olabilmektedir. Takdir komisyonunda geçen süre açısından ise herhangi bir sınırlama yapılmamış olması sebebiyle; komisyona sevk edildiÄŸinden haberdar olmayan mükellefler zamanaşımına uÄŸradığını varsaydıkları dönemlere iliÅŸkin olarak ilerleyen dönemlerde cezalı tarhiyatlarla karşı karşıya kalabilmekte ve normal zamanaşımı süresini aÅŸacak ÅŸekilde takdir komisyonunda geçen süre için de gecikme zammı kendilerinden talep edilebilmektedir.  Konuya iliÅŸkin olarak; takdir komisyonunda geçen sürenin herhangi bir yasal düzenleme çerçevesinde sınırlandırılmamış olması, zamanaşımı süresinin Kanunda öngörülen amacı haricinde mükellef aleyhine kullanılması sonucuna yol açabilmekte olup, bu hususta Diyarbakır “Vergi Mahkemesi’nin Vergi Usul Kanunu’nu 114. maddesinin 2. fıkrasında yer alan düzenlemenin Anayasanın 2. maddesinde yer alan Hukuk Devleti ilkesine aykırılığı” savıyla iptal istemi; 08.01.2010 tarih ve 27456 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi Kararı ile kabul edilmiÅŸtir.  Söz konusu baÅŸvurunun gerekçesi olarak, takdir komisyonuna tevdi nedeniyle zamanaşımında durmanın süreyle sınırlandırılmamasının idarenin farklı ve keyfi uygulamalarına yol açtığı, takdir komisyonunda geçen sürenin hukukun genel ilkelerinden hak ve nesafet ilkesini zedelediÄŸi, zamanaşımı müessesini iÅŸlemez hale getirdiÄŸi, idarenin geç iÅŸleyiÅŸinden kaynaklanan gecikme sebebiyle mükelleflerin fazladan gecikme faiziyle karşı karşıya kaldığı belirtilmiÅŸ olup, bu kapsamda ilgili fıkranın Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Hukuk Devleti ilkesine aykırı olduÄŸu ileri sürülmüştür.  Kararda, baÅŸvurunun incelenmesi sürecinde Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin en önemli ilkelerinden olan hukuk güvenliÄŸinin, belirliliÄŸi zorunlu kıldığı, vergilemede belirlilik ilkesinin, yükümlülüğün hem kiÅŸiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını, yasa kuralının, ilgili kiÅŸilerin mevcut ÅŸartlar altında belirli bir iÅŸlemin ne tür sonuçlar doÄŸurabileceÄŸini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak ÅŸekilde düzenlenmesi ve vergilendirmenin mükellefler yönünden güvensiz bir sisteme dönüşmemesi gerektiÄŸi vurgulanmıştır.  Bu kapsamda yasa koyucunun, zamanaşımının amacını göz önünde tutarak olayın niteliÄŸi ve önemi ile borçlu ve alacaklıların durumuna göre uygun göreceÄŸi zamanaşımı sürelerini öngörürken; hukukun genel esaslarına ve özellikle Anayasa’nın ilkelerine baÄŸlı kalmak zorunda olduÄŸu ve bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfi uygulamalara neden olunmaması için vergiyi doÄŸuran olay, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, yaptırım gibi vergilendirmenin temel öğelerinden olan zamanaşımının da yasalarla belirlenmesi gerektiÄŸi açıkça ifade edilmiÅŸtir.  Dahası, vergi dairesince takdir komisyonuna baÅŸvuru yapıldıktan sonra matrahın tespiti, buna iliÅŸkin kararın oluÅŸturulması ve kararın gönderilmesinde bir süre öngörülmemesinin ve çalışma süresinin tamamen komisyonun takdirine bırakılmasının; mükellefler aleyhine olmak üzere uygulamada keyfiliÄŸe, haksızlığa ve eÅŸitsizliÄŸe yol açacak sonuçlar doÄŸurabilecek nitelikte olduÄŸu da belirtilmiÅŸtir.  Ayrıca ilgili Karar’da zamanaşımının durma süresinin belirsizliÄŸi ile makul ve adil bir sürenin belirlenmemiÅŸ olmasının; vergi dairesince matrah takdiri için baÅŸvurunun sırf zamanaşımını durdurmak için keyfi olarak kullanılmasında güvence saÄŸlamayacağı, aynı zamanda yükümlüye vergi tahsilâtının geciktiÄŸi süreye tekabül eden gecikme zammı ve faizi uygulanacak olmasının da yükümlünün vergi yükünü artırarak haksız sonuçlar doÄŸurabileceÄŸi ifade edildikten sonra, söz konusu Anayasa Mahkemesi Kararı aÅŸağıdaki ÅŸekilde karara baÄŸlanmıştır:  “Zamanaşımı hükümlerindeki açıklık, sadece zamanaşımı süresinin, baÅŸlangıç ve bitiÅŸinin yasada gösterilmesiyle kendisini göstermez. Vergilemede hukuksal kararlılığın saÄŸlanması amacıyla getirilen zamanaşımını durduran nedenlerle, durma süresinin ve duran zamanaşımının iÅŸlemeye baÅŸlama tarihinin de açık, belirgin, somut ve öngörülebilir olması, keyfiliÄŸe izin vermemesi yasallık ve hukuk devleti ilkesinin gereÄŸidir.  Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.”  IV. Sonuç  Gerekçeli kararda görüleceÄŸi üzere, yükümlülüğün hem kiÅŸiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını, yasa kuralının, ilgili kiÅŸilerin mevcut ÅŸartlar altında belirli bir iÅŸlemin ne tür sonuçlar doÄŸurabileceÄŸini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak ÅŸekilde düzenlenmesini gerektiren vergilemede belirlilik ilkesi uyarınca, vergi dairesi tarafından takdir komisyonuna sevk edilen mükellefler açısından, komisyonda geçen sürenin belirlenmiÅŸ olması gerekmektedir.  Nitekim böyle bir belirleme yapılmamış olması, vergi dairesince matrah takdiri için baÅŸvurunun sırf zamanaşımını durdurmak için keyfi olarak kullanıldığı yönünde tereddütlere yol açabilecek nitelikte olup, mükellef açısından da ayrıca komisyon kararının geciktiÄŸi süreye tekabül eden ek vergisel yükler getirebilmektedir. Zamanaşımı durma süresinin belirlenmiÅŸ olması Hukuk Devletinin bir gereÄŸi olup, Anayasa Mahkemesi Kararı’nda açıklanan nedenlerle, Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmiÅŸtir. Ancak 08 Ocak 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararında, verilen iptal kararı nedeniyle doÄŸacak hukuksal boÅŸluk kamu yararını ihlal edici görüldüğünden iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından baÅŸlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiÅŸtir.  Mevcut durum itibariyle, söz konusu madde hükmü halen geçerli olup, Anayasa Mahkemesi Kararı uyarınca İdare tarafından maddeye iliÅŸkin herhangi bir düzenleme henüz yapılmamıştır. İdarece takdir komisyonunda geçen süreye iliÅŸkin kısıtlayıcı herhangi bir düzenleme yapılmaması durumunda, söz konusu iptal kararı gereÄŸi, vergi dairelerince mükelleflerin matrah takdiri için komisyona sevk edilmiÅŸ olması, zamanaşımının iÅŸleyiÅŸini durdurmayacaktır.  [1] Mehmet Ali Özyer, Açıklama ve Örneklerle Vergi Usul Kanunu Uygulaması, Maliye Hesap Uzmanları DerneÄŸi, Åžubat 2001, s. 139. [2]OluÅŸ Yayıncılık, “Vergi Usul Kanunu Yorum ve Açıklamaları”, Mayıs 2008, s. 364. |
| İlişkili Diğer İçerikler: |
|---|
|




