ASIL İŞVEREN-ALT İŞVEREN İLİŞKİSİ VE SORUMLULUKLARI
Arif TEMİR*
I- GİRİŞ
Asıl işveren, müteahhit, alt işveren ve aracı (taşeron) kavramları sanayiden sayılan işlerde, kamu kesimine ait hizmet sektöründe ve yapı işlerinde son yıllarda sıkça kullanılmakta ve çalışma hayatında önemini gittikçe artırmaktadır. Müteahhit, alt işveren ve taşeronun (aracının) varlığı işverenin varlığı ile mümkündür.
Bu yazımızda; işveren, müteahhit ve taşeron kavramlarını açıkladıktan sonra bunlar arasındaki hukuki ilişki ve sorumlulukları üzerinde duracağız. Ayrıca müteahhit ve taşeron alt işveren olarak adlandırılmıştır.
II- İŞVEREN, MÜTEAHHİT VE TAŞERON (ARACI) KAVRAMLARI
A- İŞVEREN
1475 sayılı İş Yasası’nın 1. maddesinde işçi çalıştıran gerçek ve tüzel kişi olarak; 506 sayılı Yasa’nın 4. maddesinde bu Kanun’un uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler işveren olarak tanımlanmıştır.
İşveren niteliği sigortalı çalıştırmanın bir sonucudur. İşveren sayılmak için sigortalı çalıştırmak gerekli ve yeterlidir.
B- MÜTEAHHİT
Borçlar Yasası’nın 355. maddesinde, iş sahibine karşı ücret karşılığında bir iş yapmayı üstlenen kişi müteahhit olarak tanımlanmıştır. Devlet İhale Yasası’nın 4. maddesinde, müteahhit üzerine ihale yapılan istekli veya istekliler olarak tanımlanmıştır.
İhale suretiyle işin yapımını üzerine alan gerçek veya tüzel kişi müteahhit sıfatını alır ve 506 sayılı Yasa karşısında işveren olur. Ancak ihale yolu ile bir işin yapımını yüklenen müteahhidin 506 sayılı Yasa’ya göre işveren sayılabilmesi için ihale yolu ile aldığı işin yapımı dolayısıyla işçi çalıştırması ve sözkonusu işçilerin ihale konusu işlerde çalıştırılmak üzere alınmış olması gerekmektedir.
C- ARACI (TAŞERON)
Borçlar Yasası’nın 356. maddesinde, müteahhitçe işin bir kısmının başkasına devri hali taşeron (aracı) olarak ifade edilmiştir.
506 sayılı Yasa’nın 87. maddesinde bir işi veya bir işin bölüm ve eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran kişi aracı (taşeron) olarak ifade edilmiştir. Bu tanımdan hareket edecek olursak taşeron olmanın iki unsuru olduğunu söyleyebiliriz.
Bunlardan birincisi, işin tamamının yapımını üstlenen ve sigortalı çalıştıran işveren; ikincisi, işverenden işin bölüm veya eklentilerinde iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran kişinin bulunması gerekmektedir.
Bir işverenden iş alan, ancak sigortalı çalıştırmayanların aracılık niteliği de olmayacaktır. İşveren ile aracı arasındaki hukuki ilişki, alınan işin sonuçlandırılması olduğundan istisna akdi niteliğindedir. Asıl işveren ile taşeron arasında taşeronluk sözleşmesi yoksa, taşeron işçi olduğunu iddia ederek işçilik haklarını da talep edebilir.
III- SORUMLULUK
1475 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin son fıkrasında; “Bir işverenden belirli bir işin bir bölümünde veya eklentilerinde iş alan ve işçilerini münhasıran o işyerinde ve eklentilerinde çalıştıran diğer bir işverenin kendi işçilerine karşı o işyeri ile ilgili ve bu Kanun’dan veya hizmet aktinden doğan yüklemlerinden asıl işverende birlikte sorumludur”, hükmü yer almaktadır. Yasa da münhasıran işçi çalıştırma deyimi alt işveren sıfatının kazanılmasıyla ilgili değil, asıl işverenlerin sorumlu oldukları kişiler yönünden önem taşımaktadır. Alt işverenler işçilerinin belirli bir kısmını asıl işverenin işyerlerinde, diğer bir kısmını başka işyerlerinde çalıştırıyor olabilir. Bu durumda, asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı olan sorumluluğu kendi işyerlerinde çalışan işçilerle sınırlıdır. 1475 ve 506 sayılı Yasa’lar yönünden işçilerin haklarından; asıl işveren, taşeron ve müteahhit birlikte sorumludur. Bu sorumluluk işçilerin ücret ve tazminatları, sosyal güvenlik hakları, iş kazası vb. konuları kapsamaktadır.
Asıl işveren ile alt işverenler arasında meydana gelebilecek uyuşmazlıklarda yetkili yargı mercii sulh veya asliye hukuk mahkemeleridir.
Kamu kurum ve kuruluşlarının sorumlulukları ile ilgili olarak 1475 sayılı Yasa’nın 29. maddesi ile ayrı bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede; “Genel ve katma bütçeli daireler, mahalli idareler veya kamu iktisadi teşebbüsleri yahut özel kanuna dayanılarak kurulan banka ve kuruluşlar, müteahhide verilen her türlü bina, köprü, hat ve yol inşası gibi yapım ve onarım işlerinde müteahhide ödenecek her istihkaktan önce işyerinde çalışan işçilerden müteahhit veya taşeronlarca ücretleri ödenmeyenlerin bulunup bulunmadığını kontrol edip ücretleri ödenmeyen varsa müteahhitten veya taşerondan istenecek bordrolara göre bu ücretleri bunların istihkakından öderler. Bunun için istihkak ödeneceği ilgili idare tarafından işyerinde şantiye şefliği ilan tahtası veya işçilerin toplu bulunduğu yerler gibi işçilerin görebilecekleri yerlere yazılı ilan asılmak suretiyle duyurulur. Ücret alacağı olan işçilerin ücret alacaklarının üç aylık tutarından fazlası hakkında adı geçen idarelere herhangi bir sorumluluk düşmez.” hükmü yer almaktadır.
1475/29. maddenin son fıkrasında, yukarıda belirtilen yetkileri, bu Kanun’un 1. maddesinin son fıkrası gereğince sorumluluk taşıyan işverenlerinde kullanabileceği belirtilmiştir.
Kamu kurum ve kuruluşlarına işçilerin üç aylık ücretleri için bir sorumluluk getirilmiştir. Bu sorumluluk işçilerin tazminat alacaklarını kapsamamaktadır.
Burada esas üzerinde durulması gereken konu kamu idarelerinin işveren sıfatını taşıyıp taşımadıklarıdır.
İdareler, işveren sıfatını taşıyorlarsa 1475/1. maddesinin son fıkrası gereğince işçilerin 1475 ve 506 sayılı Yasa’dan kaynaklanan haklarının tamamından sorumlu olacaklardır.
Asıl ve alt işverenin sorumluluğu konusunda Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlar şöyledir:
“Taşeron-aracı şirket tali işveren niteliğinde olduğundan işi gördüğü dönemde çalıştırdığı sigortalılara ilişkin primlerden ve teferruatından doğal olarak sorumludur. Bunun yanında asıl işveren de bu borçlardan taşeronla birlikte müteselsil biçimde sorumludur”1.
“İşyerinde belli bir işin yapılmasını yüklenen tali işverenin işçinin uğradığı iş kazasından asıl işveren de tali işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. İşverenler arasında bunun aksine düzenlenen sözleşmelerle bu husus işçi aleyhine değiştirilemez”2.
“1475 sayılı Kanun’un 29. maddesinde belirtilen kuruluşlar, müteahhide ödenecek her hak edişten önce işyerinde çalışan işçilerden ücreti ödenmeyenlerin bulunup bulunmadığını kontrol etmek, ücreti ödenmeyen varsa hak edişten keserek ödemek zorundadır. Yükümlülüğünü yerine getirmeyen, işçiye karşı sorumluluktan kurtulamaz”3.
Yargıtay’ın son yıllarda yukarıda açıklanan kararlarının aksi yönünde kararlar verip görüşünü değiştirerek taşeron (aracı) uygulamasını daralttığını görüyoruz.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin bir Kararı, “Sadece işyerinin temizlenmesi işini alan temizlik şirketinin yaptığı iş bağımsız bir iş olup temizlik şirketi aracı (taşeron) niteliği kazanmadığından, asıl işveren temizlik şirketinin borcundan ötürü kuruma karşı teselsül hükümleri uyarınca sorumlu değildir.”4 şeklindedir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin bu Kararı’nda, asıl işin faaliyet alanı ile ilgili bir işin başka bir işveren tarafından alınması durumunda aracı (taşeron) niteliğinin oluşacağını belirtmiştir. Ayrıca Yargıtay muhtelif kararlarında asıl işin faaliyet alanı içerisinde olmayan işleri “anahtar teslimi iş yapma” olarak değerlendirmiştir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin anılan Kararı’na göre; örneğin bir tekstil fabrikasının temizlik, yemek, servis ve güvenlik hizmetlerini yapan işverenlerin yürüttükleri hizmetler tekstil işinin bir parçası olmadığından (faaliyet alanına girmediğinden taşeron (aracı) olarak kabul edilmeyecektir. Ülkemizde son yıllarda büyük işyerlerinin işverenleri tarafından anılan hizmetler başka işverenlere taşeron sıfatı ile sözleşme yapılarak verilmektedir. Yargıtay kararını esas alırsak taşeron olarak hizmet yürüten işverenlerin sayılarının (büyük çoğunluğunun taşeron kabul edilmemesi nedeniyle) çok büyük bir oranda azalmış olduğunu söylemek mümkündür.
IV- SONUÇ
Asıl işveren ve alt işverenden bahsedebilmek için her iki işvereninde işçi çalıştırması gerekmektedir. Alt işverenler başka yerlere gidip başka işverenlerden, iş aldıklarında genellikle işçilerini götürmeyip yeni işçilerini işe almaktadırlar. Dolayısıyla alt işverenler, işçilerin yasal haklarını vermeden gittikleri zaman, işçilerin alt işverenleri bulmaları ve haklarını almaları çok güçleşmektedir. Kanun koyucu açıklanan nedenlerden dolayı alt işverenin işçilerini güvencede görmemesi nedeniyle alt işverenin işçilerine karşı asıl işvereni de sorumlu tutarak bir anlamda güvence sağlamıştır.
Asıl işverenler, alt işverenler tarafından işçilerin 1475 sayılı Yasa yönünden ücret ve tazminatlarının ödenip ödenmediği, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınıp alınmadığı, 506 sayılı Yasa yönünden kuruma gerekli bildirimlerin yapılarak prim vb. ödemelerin yapılıp yapılmadığı bu hususlar da gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediğinin araştırılarak kontrol yetkilerini aksatmadan kullanmaları gerekmektedir.
* İş Müfettişi
1 Yrg. HGK’nın, 01.02.1989 tarih ve E. 1988/10-717, K. 1989/43 sayılı Kararı
2 Yrg. 9. HD.’nin, 18.03.1988 tarih ve E. 1988/517, K. 1988/3080 sayılı Kararı
3 Yrg. HGK’nın, 16.06.1982 tarih ve E. 2369, K. 705 sayılı Kararı
4 Yrg. 10. HD.’nin, 13.09.2001 tarih ve E. 2001/4151, K. 2001/5593 sayılı Kararı
| İlişkili Diğer İçerikler: |
|---|
|




