İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI

I- GİRİŞ II- ZAMANAŞIMI KAVRAMI III- YARGITAY KARARLARINDA ZAMANAŞIMI
>
İşçinin çalıştığı işyerinde, kanundan, sözleşmelerden ve işyeri uygulamalarından kaynaklanan ücret, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil çalışması, hafta tatili çalışması, kullanılmayan yıllık ücretli izin, kıdem ve ihbar tazminatı gibi bir takım alacakları olabilmektedir. Kanunlarla, sözleşmelerle veya işyeri uygulamalarıyla işçilere getirilen hakların yasal sürelerde talep edilmesi gereklidir. Bu hakların belirtilen sürede istenmemesi halinde işçi açısından zaman aşımı sorunu ortaya çıkacaktır. Bu çalışmada kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarında zamanaşımı konusu ele alınmıştır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava
edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder.
Zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmez, ancak “alacağın dava edilebilme
özelliği”ni ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, anık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir. Kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı
tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. Savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılaşılmadığı sürece zamanaşımı savunmasının geç ileri sürülmesi, incelenmesine engel değildir(1). Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Başka bir ifadeyle, zamanaşımının başlangıcı alacağın muaccel (acele olunmuş, ödenebilir hale gelmiş, vadesiz) olmasına bağlıdır. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye
başlar. Zamanaşımı şartları;
a- Zamanaşımına Elverişli Bir Borcun (Alacağın) Varlığı,
b- Borcun Muaccel Hale Gelmiş Olması,
c- Kanunda Belirlenmiş Olan Sürenin Geçmesi
olarak belirtilebilir. Zamanaşımı süreleri hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur.
Borçlar Kanunu’nun 125. maddesine göre, kanunda başka hüküm bulunmadığı
takdirde, her dava on yıllık zamanaşımına tabidir. Başka bir ifadeyle, kanunda herhangi bir özel süre öngörülmemiş ise, her dava on senelik zamanaşımına tabi olacaktır. Borçlar Kanunu’nun 126. maddesinde ise beş yıllık zamanaşımına tabi, alacak ve davalar sıralanmıştır. Buna göre, konumuzla ilgili olarak, başkalarının maiyetinde çalışan veya müstahdemi olan kimselerin, hizmetçilerin, yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri hakkındaki davalar beş yıllık zamanaşımına tabidir.
Ücret en geç ayda bir ödenir. İş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile ödeme süresi bir haftaya kadar indirilebilir.
İş sözleşmelerinin sona ermesinde, işçinin ücreti ile sözleşme ve Kanun’dan doğan para ile ölçülmesi mümkün menfaatlerinin tam olarak ödenmesi zorunludur. Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır. Ücret ödeme gününde, ücret
muaccel hale, dolayısıyla istenebilir hale gelir. Bu süre zamanaşımının
başlangıcıdır. Hizmet akdinin devamı süresinde zamanaşımı işler. Ücretlerde zamanaşımı 5 yıldır. İş sözleşmesi devam eden işçinin, 7 yıl önce hak kazandığı
ancak, bugüne kadar talep edilmeyen/ödenmeyen ücreti zamanaşımına uğramıştır.
İşveren işçinin talebi karşısında zamanaşımı def’inde bulunarak ödeme yükümünden kurtulabilecektir. Yargıtay’ın çeşitli kararlarına göre işçi ücretleri; normal ücret, fazla çalışma
ücreti, hafta tatili ve genel tatil ücreti, yıllık izin ücreti, ferdi iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmış olan ücret zamları, ikramiye, yemek ve servis ücretleri, yakacak ve giyim yardımları, bayram ve izin
harçlıkları ve değişik biçimlerde kararlaştırılmış olan işçilik haklarıdır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin Kararı’nda(2) zamanaşımı konusu ayrıntılı olarak
ele alınmıştır. Buna göre; “Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer
bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir
olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran
bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil,
istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan
yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde
tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve
usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu
ile ilgili olmayıp istenmesini, önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda
zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu
ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
İşte bundan dolayı, yasalarda öngörülen zamanaşımı sürelerinin işlemeye
başlayabilmesi için öncelikle talep konusu hakkın istenebilir bir konuma, duruma
gelmesi gerekmektedir. Yasalarda hakkın istenebilir konumuna, diğer bir
anlatımla yerine getirilmesinin gerektiği güne, ödeme günü denmektedir. Bir hak,
var olsa bile, o hakkın istenmesi için gerekli koşullar gerçekleşmedikçe
istenemez.
Bilindiği gibi zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması
yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu
tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece
onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni
ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse
hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, anık mahkemenin işin
esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir.
Genel olarak savunma nedenlerinin ve bu arada zamanaşımı savunmasının esasa
cevap süresi içinde bildirilmesi gereklidir. Ancak, 20.12.1974 tarih ve
6155-17127 sayılı Daire kararında da belirtildiği veçhile; savunma nedenlerinin
ve savunma nedenlerinden olan zamanaşımının yasanın öngördüğü cevap süresi
geçtikten soma ileri sürülmesi, diğer bir ifade ile (savunmanın genişletilmesi),
bazı kayıt ve şartlarla mümkündür (HUMK md. 202/11 ). Bu tek şart, savunmanın
genişletilmesine karşı tarafın (hasmın) muvafakatidir. Eğer karşı taraf
savunmanın genişletilmesine muvafakat etmez ve dolayısıyla (savunmanın
genişletildiği) yollu bir itirazda bulunursa, o takdirde ancak mahkemenin ileri
sürülen savunma nedenlerini (bu arada zamanaşımı savunmasını) incelemesi olanağı
yoktur; bu durumda ise mahkeme hemen savunma nedenlerini reddetmelidir. Usulün
202, 187 ve 188. maddelerinin birlikte incelemesinden çıkan sonuç budur. Özetle
belirtmek gerekirse, savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılaşılmadığı
sürece zamanaşımı savunmasının geç ileri sürülmesi, incelenmesine engel
değildir.
……
Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde zamanaşımını kesen nedenler sınırlama
getirmeksizin gösterilmiştir. Bunlardan borçlunun borcunu ikrar etmesi (alacağı
tanıması), bu nedenlerden biridir. Borcun tanınması, tek yanlı bir irade
bildirimi olup; borçlunun, kendi borcunun devam etmekte olduğunu kabul
anlamındadır. Borç ikrarının sonuç doğurabilmesi için, eylem yeteneğine ve
mallan üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan borçlunun veya yetkili kıldığı
vekilinin, bu iradeyi alacaklıya yöneltmiş bulunması ve ayrıca zamanaşımı
süresinin dolmamış olması gerekir. Gerçekte de borç ikrarı, ancak, işlemekte
olan zamanaşımını keser; farklı anlatımla zamanaşımı süresinin tamamlanmasından
somaki borç ikrarının kesme yönünden bir sonuç doğurmayacağından kuşku ve
duraksamaya yer olmamalıdır. Bu bağlamda Borçlar Kanunu. 139. maddesinden de söz
edilmesi zorunludur.
Borçlar Kanunu’nun 139. maddesi zamanaşımından feragati düzenlenmiştir. Anılan
maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati
geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken
vaki feragattir. Oysa daha soma vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada
herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan soma
borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş
bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat;
borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını
karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça
bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem
yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde
bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.
Zamanaşımı süresinin dolmasından sonra alacaklıya yöneltilen borç ikrarının,
zamanaşımı definden zımni (örtülü) feragat anlamına geldiği, öğretideki başlan
görüşlerle ve yargı inançlarıyla da doğrulanmaktadır(4). >
Dahası, zamanaşımı süresinin dolmasından sonra alacaklıya karşı bir borç
ikrarında bulunan borçlunun da bu borç ikrarına dayanılarak açılan davada
zamanaşımı defini ileri sürmesi çelişkili davranış yasağını oluşturur ve MK. md.
2. ye aylandır. Hukuken korunamaz(5).
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde İş Mahkemelerinde sözlü
yargılama usulü uygulanır. Bu nedenle zamanaşımı defi ilk oturuma kadar ve en
geç ilk oturumda yapılabilir.”
IV- KIDEM TAZMİNATI VE İHBAR TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI
Gerek İş Kanunu’nda, gerekse Borçlar Kanunu’nda, kıdem ve ihbar tazminatı
alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
Uygulama ve öğretide kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar,
hakkın doğumundan itibaren, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca on yıllık
zamanaşımına tabi tutulmuştur.
Bu noktada, zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar
tazminatı hakkının doğumu ise, işçi açısından hizmet aktinin feshedildiği
tarihtir.
Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin
aleyhine işlemez. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir
tarihte, zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini
güçleştirir, hatta olanaksız kılar.
İşveren ve işçi arasındaki hukuki ilişki iş sözleşmesine dayanmaktadır, işçinin
sözleşmeye aykırı şekilde işverene zarar vermesi halinde, işverenin zararının
tazmini amacı ile açacağı dava Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca 10
yıllık zamanaşımına tabidir.
İşverenin, işçiye hata en ödediğini iddia ettiği kıdem ve ihbar tazminatı ile
diğer işçilik alacaklarını geri verilmesi yönündeki istemi BK’nın 66. maddesi
hükmü uyarınca, bir yıllık zamanaşımına tabidir. Zamanaşımının başlangıcı
işverenin geri alma hakkını öğrendiği tarihten itibaren başlar. Resmi
kuruluşlarda bu zamanaşımı başlangıcı yetkili makamın öğrenme tarihidir.
Tazminat niteliğinde olmayan ücret alacakları için 4857 sayılı İş Kanunu’nun
32/8. maddesinde 5 yıllık özel bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. 4857 sayılı
Kanun’dan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Kanun’da ücret alacaklarıyla
ilgi olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ancak uygulama ve
öğretide ücret alacağına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren, Borçlar
Kanunu’nun 126/1. maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabi tutulmuştur.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin Kararı’nda “Hakkında özel bir hüküm bulunmayan
davalar, on yıllık zamanaşımına tabidir. İhbar tazminatı ücret olarak kabul
edilmediğinden ücret gibi değerlendirilerek 5 yıllık zamanaşımı uygulanması
hatalıdır.”(6) denilmek suretiyle ihbar tazminatının zamanaşımının 10 yıl
olduğunu hükme bağlamıştır.
İşverenin, işçiye hata en ödediğini iddia ettiği kıdem ve ihbar tazminatı ile
diğer işçilik alacaklarını geri verilmesi yönündeki istemi BK’nın 66. maddesi
hükmü uyarınca, bir yıllık zamanaşımına tabidir. Zamanaşımının başlangıcı
işverenin geri alma hakkını öğrendiği tarihten itibaren başlar. Resmi
kuruluşlarda bu zamanaşımı başlangıcı yetkili makamın öğrenme tarihidir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin başka bir Kararı’na(7) göre; İhbar ve kıdem
tazminatı on yıllık zamanaşımına tabidir. Borçlar Kanunu’nun 137. maddesinde
hangi hallerde munzam müddetten yararlanılacağı sınırlı bir biçimde sayılmış,
ayrıca sayılan hususlardan dolayı daha önce davanın reddedilmiş olması koşulu
öngörülmüştür. Bu düzenlemede davanın açılmamış sayılma ile sonuçlanması haline
yer verilmediğinden, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi
gerekir.
V- SONUÇ
İş sözleşmesinin sona ermesi, bu haklara açısında zamanaşımının başlangıcıdır.
Bu açıklamalar çerçevesinde bazı işçilik haklarının zaman aşımı süreleri
aşağıdaki gibi olacaktır;
- Ücret alacakları beş yıllık zamanaşımına tabidir.
- Kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı, hakkın doğumundan itibaren Borçlar
Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir.
- Ücret ve ikramiye alacağı, dava tarihinden geriye doğru gidilmek üzere 5
yıllık zamanaşımına tabidir.
- Fazla çalışma, genel tatil, bayram ve yıllık ücretli izin paraları beş yıllık
zamanaşımına bağlı işçilik haklarındandır.
- Fazla çalışma, hafta ve genel tatil ücreti alacakları beş yıllık dava
zamanaşımına bağlıdır.
- İşçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretinin iş
sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren beş yıldır.
Gerek İş Kanunu’nda, gerekse Borçlar Kanunu’nda, kıdem ve ihbar tazminatı
alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Bu nedenle kıdem
tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davalar, hakkın doğumundan itibaren,
Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabi
tutulmuştur.
Resul KURT*
Yaklaşım
* Sosyal Güvenlik Kurumu, E. Başmüfettişi, Sosyal Güvenlik Müşaviri >
(1) Yrg. 9. HD.’nin, 11.06.2009 tarih ve E. 2008/3775, K. 2009/16587 sayılı
Kararı.
(2) Yrg. 9. HD.’nin, 11.06.2009 tarih ve E. 2008/3775, K. 2009/16587 sayılı
Kararı.
(4) Yrg. HGK.’nın 19.11.1963 tarih ve 5924-6419 sayılı Kararı.
(5) HGK’nın, 23.02.2000 tarih ve E. 2000/15-71, K. 2000/116 sayılı Kararı.
(6) Yrg. 9. HD.’nin, 10.04.1996 tarih ve E. 1995/35212, K. 1996/7921 sayılı
Kararı.
(7) Yrg. 9. HD.’nin, 02.11.1999 tarih ve E. 1999/13634, K. 1999/16586 sayılı
Kararı.
Son Güncelleme (Cuma, 02 Temmuz 2010 10:20)
| İlişkili Diğer İçerikler: |
|---|
|




